Prof. Dr. Ahmet KOÇ Kişisel Sitesi

Zaman ve Mekân Bilinci

Kim iltifat ederse bu dehrin safasına

Fasl-ı bahar ömrünü vakf-ı hazan eder

Zaman ve mekân... Her şey bu esrarlı kavramlar içinde şekilleniyor. Saat, gün, ay, yıl, mazi, istikbal, gök-yer, yukarı-aşağı, ileri-geri, uzak-yakın... Bütün bunlar, yaşanan hayata göre anlam kazanan dilimler... Saat 60 dakika, gün 24 saat mi gerçekten? Saat ve dakika da ne ki? Ömür, yaşanan ve yaşatılan güzellikler kadar mânâlıdır ancak.

Zamanı gergef gibi işleyerek 60 yıllık ömre ciltler dolusu eser sığdıranlar ile asırlık ömründe tek bir 'hoş sadâ' bırakamayanlar; yirmibir yaşında fetih gerçekleştirenlerle, 'ne yapıyorsun?' diye sorulduğunda, 'vakit geçiriyorum!' diyen bedbahtlar için, saniyeler aynı ritimde mi işlemekte? Güneş aynı mekânı mı aydınlatmaktadır?

Şeb-i Yeldâ’yı müneccimle muvakkıt bilir mi? Gecelerin kaç saat olduğunu mübtelây-ı gamma sormalı değil mi? Bilinci perdeleyen mâsivâ budalaları ile, geceyi yârân sohbetiyle geçiren, seher feryatlarıyla fizik ötesine yol bulan ve bâd-ı sabâdan haber dinleyenler için geceler aynı sevdayı mı terennüm eder?

Emaneten verilen ömrü dolu dolu yaşamak ya da heder etmek. 'Ömrüne bereket' diye dua eder, vaktin kadrini bilenler. 'Öteler öteler gayemin malı / Mesafe ekinim zaman madenim / Gökte Samanyolu benim olmalı /Dipsizlik gölünde inciler benim' diyor, zaman ve mekânın esrarında sonsuzluğun kapısını aralama cehdinde olanlar.

Yücelmeye ve kemale memur iken, zamanı ve mekânı gördüğü ve yaşadığı alanla sınırlayarak ötelere kayıtsız kalan modern insan, madde âlemine hâkimiyeti yegâne gaye saymış, hakikatten kopan bu yöneliş ve eğlencenin şamatası ona, oluş sırrını unutturmuştur. Bu sırrın latif ölçüsü, zaman ve mekân bilincinin miyarı 'İki günü eşit olanın ziyanda olmasıdır.'

Sıradan insanlar için hayatın dönemleri vardır. Tekrar yaşanması arzusuyla 'Affan dedeye para sayılan' çocukluk, 'İspanya’da şato kurulan' gençlik, 'taşın sert olduğunun anlaşıldığı' yetişkinlik ve nihayet 'büyük randevunun beklendiği' ihtiyarlık yılları. Bütün bunlar da izafi tasniflerdir. Bu tasniflerde mutlak ölçü 'aşk' ve ideallere yüklenen 'mânâ' dır. Bu aşkı ve mânâyı yüreğinde taşıyan, zamanı ve mekânı doğru algılayan için, dönem hangisi olursu olsun, taşınacak olan sadece bir kuru baş değil, içindekilerle birlikte bütün dünyadır artık. Gerçek âlemin 'tarla'sı dünya...

İstikbal kaygısı ve ümidi taşıyanlar, yeryüzünü yaşanmaya değer kılan medeniyetleri bunun için kurarlar.

Ahmet KOÇ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
4/2014
P S C P C C P
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930
 
 
018161
Duyurular